Dünyaya benim gözlerimden bakmak isterseniz...
1991’in mart ayında, İstanbul’un o soğuk günlerinden birinde dünyaya geldim. Şehrin kalabalığı, karmaşası, hareketi… Belki de daha o günlerden içimde bir merak vardı. Küçüklüğümden beri bir şeyi sadece kullanmak bana yetmedi; hep “Bu nasıl çalışıyor?” diye kurcaladım.
Karabük Üniversitesi’nde bilgisayar programcılığı okurken aslında sadece bir bölüm bitirmedim. Dijital dünyanın mantığını öğrenmeye başladım. Kod yazmak benim için zamanla bir iş değil, bir düşünme biçimi haline geldi. Anadolu Üniversitesi’nde kamu yönetimi ve yönetim bilişim sistemleri okurken işin sistem tarafını, organizasyon tarafını, insan tarafını da anlamaya çalıştım. Hayat beni İstanbul Üniversitesi’nde veterinerlik ve laborant sağlık alanına da götürdü. Düz bir çizgide ilerlemedim hiçbir zaman; merak ettiğim her alana bir pencere açtım.
Bilgisayar benim için sadece bir cihaz değil, bir üretim alanı. Web tasarım yaparım, grafikle uğraşırım, teknik destek veririm, fotoğraf düzenlerim. Bir projeye başladığımda “çalışıyor” demek yetmez; daha verimli, daha hızlı, daha sade nasıl olur diye düşünürüm. Kod satırları arasında kaybolmam, aksine orada kendimi bulurum.
Bir de hız tutkum var. Formula 1’i sadece izlemem; analiz ederim. Milisaniyelerin yarıştığı o dünyada mükemmelliğe duyulan takıntı hoşuma gider. Belki de bu yüzden detaylara bu kadar kafayı takıyorum. Hem yazılımda hem hayatta.
Fotoğraf ise işin başka bir boyutu. Makineyi elime aldığımda zaman biraz yavaşlıyor. Sokaklar, insanlar, doğa, hayvanlar… Hepsi kendi hikayesini anlatıyor. Bir portredeki bakış, bir sokak köşesindeki ışık, bir kedinin masum hali… O anı yakalamak bana iyi geliyor. Fotoğraf benim için sadece görüntü değil; his kaydı.
Hayatım teknolojiyle başladı ama sadece teknolojiyle sınırlı değil. Üreten, merak eden, hızdan ve detaydan keyif alan biriyim. Kısacası; hem kod yazarım, hem de hayatın karelerini çekerim. İkisini de ciddiye alırım ama hiçbirini fazla kasmam. Çünkü en iyi işler, merakla ve keyifle çıkan işlerdir. 🚀📸